Dün akşam bir programdayım; eski dostlarla ve büyüklerimizle bir araya geldik. Herkes geçmişten bu yana neler yaptıklarını ne zorlu yollardan geçtiklerini, sabır ve sadakat üzerine birkaç kelam eyledi.
Bir büyüğüm şunu dedi:
"Ev olmak kolaymış, dağılmak çok zormuş."
Bu sözü ilk duyduğumda uzun süre düşündüm. Çünkü sadece bir evi değil, insanın hayatını, hayallerini ve yeniden başlama cesaretini anlatıyordu.
Çoğumuz "ev" dediğimizde aklımıza dört duvar, bir çatı ve eşyalar gelir. Oysa zaman geçtikçe anlıyoruz ki bir evi yuva yapan şey mobilyalar, perdeler ya da yeni alınmış eşyalar değil. Aynı hayali paylaşan insanlar, aynı masada edilen sohbetler ve birlikte göğüslenen zorluklardır.
Aslında ev kurmak sanıldığı kadar zor değildir. Çalışır, emek verir, eksikleri zamanla tamamlarsınız. Bugün olmayan bir eşya yarın alınır, ertelenen ihtiyaçlar bir gün mutlaka karşılanır. İnsan, düşündüğünden çok daha güçlüdür. Borcunu öder, yükünü taşır, yorulur ama yine de yoluna devam eder.
Asıl zor olan ise dağılanı yeniden toplamaktır.
Çünkü bazen eksilen şey bir eşya değildir. Yerine yenisi alınabilecek bir masa, bir koltuk ya da bir beyaz eşya da değildir. Eksilen, birlikte kurulmuş hayaller olur. Bir gün mutlaka yaşanacağına inanılan gelecek olur. İşte insan en çok da bunu yerine koymakta zorlanır.
Dışarıdan bakıldığında hayat normal akışında devam eder. İnsan çalışır, üretir, sorumluluklarını yerine getirir. Gülümsemeyi de öğrenir. Fakat toparlanmak ile iyileşmek her zaman aynı anlamı taşımaz. Zaman birçok şeyi düzene sokar ama bazı boşlukların yerini sadece zamanın kendisi doldurabilir.
Belki de bu yüzden bir ilişkinin temelinde en çok ihtiyaç duyulan şey sadakattir. Çünkü hayat her zaman kolay değildir. Maddi sıkıntılar olur, yorgunluk olur, hayal kırıklıkları olur. Bunların hepsi birlikte aşılabilir. Ancak sadakat kaybolduğunda, en sağlam görünen yapılar bile sarsılmaya başlar.
"Ev olmak kolaymış, dağılmak çok zormuş" sözü belki de tam olarak bunu anlatıyor. Ev kurmak mümkündür. Emekle, sabırla, zamanla olur. Ama dağılan bir insanın yeniden kendine güvenmesi, yeniden umut etmesi ve yeniden bir yuva hissi oluşturması çok daha uzun bir yolculuktur.
Yine de hayatın güzel bir yanı var.
İnsan, ne kadar dağılsa da yeniden toparlanmayı öğrenebiliyor. Belki eskisi gibi olmuyor, belki bazı izler hep kalıyor. Ama o izler, insanı zayıflatmaktan çok olgunlaştırıyor.
Çünkü bazı evler tuğlayla kuruluyor; bazıları ise sabırla, sadakatle ve yaşanmışlıklarla...